uzunhikaye
Hangisi daha kötüydü bilmiyorum inatla çalan alarm sesi mi, çatlayan başım mı? Gözlerimi açmadan yatağı yokladım ellerimle. Boştu. Sarhoşlukla rüya arasında bir gecenin sabahı kendi evimde miyim diye açtım gözlerimi. Yerdeki çoraplarım evde olduğumu anlatmaya yetti.

Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da…..

Bu replik çınlıyordu hala kulağımda. Neden söyledim, ortam nasıldı hatırlamıyorum bile. Karmaşık siluetler hayal meyal geldi aklıma.

Midem bulanıyordu. Adını bile bilmediğim içkiler darmadağın etmişti midemi. Kustum. Sanki pişmanlıklarımda çıktı içimden, gözlerimde yaşlar vardı kusmanın şiddetinden. Sarsak sarsak mutfağa doğru yürüdüm. Boş mideyle sigara içmek istemiyordum. Buzdolabının kapısını açtım. Güldüm birden. Neden dolaplarda dünden kalma seks olmazdı? Zeytin, peynirden daha mı az önemliydi?

Bir yudum kola, bir sigara… Kahvaltı tamamdı. İnsan görünümü için duş almam gerek diye alışkanlıkla banyoya doğru yürüdüm. Ayakkabılarımın bağcıkları bile çözülmeden koridora rastgele saçılmıştı. Bir tekme ile düzeltmeye çalıştım. Olmadı.

Duşa girip oturdum içine. Suyu açtım. Önce buz gibi, sonra ılık. Kurbağa haşlar gibi birazdan sıcak olacak dedim. Gözlerimi yumdum. Ter, ten,günah,pişmanlıklar akıp gitsin üstümden diye. Saate hiç bakmadığım aklıma geldi ancak alarmı düşününce 7’yi geçti diye geçti düşündüm. Hala ten, ter, sigara,alkol kokuyorum gibi gelse bile çıktım sudan.

Serin bir hava çarptı tenime. Kurulanırken morluklar çarptı gözüme, sevişme kazası. Bir sigara daha içmeliydim. Midem henüz işbaşı yapmamıştı.

Özlem….

Adı buydu. Şaşırdım kendime. Adını unutmamıştım demek. Başka bir izi yoktu morluklardan başka, ne telefon numarası nede kim olduğu. Belki kıyafetlerimde biraz parfüm kokusu.

Giyinmeye başlayacakken anımsadım Cumartesi olduğunu. Tekrar yatağa döndüm. Dün gecenin ipuçları gibi kokuyordu. Sigara,alkol,ten. Yorganı kenara çektim. Camı iyice açtım. Sadece yastık yeterdi. Dün geceyi düşünmeye çalıştım. İşten akşam 7 gibi çıkıp kafa çekmeye gitmiştim. 2 tek atıp biraz Beyoğlu havası alacaktım. Tek başıma ve sırtım kalabalığa dönük oturmuştum. Garsonlar biliyordu ne yiyeceğimi. Sormadılar bile. Önce rakı, sonra mezeler. Telefonu açmış gazete okuyor, kağıt oynuyordum bir sürü farklı şey düşünürken.

Ekilmiştim. Daha doğrusu planda olmayan bir akraba ziyareti nedeniyle gelememişti o günkü partnerim. Nasıl olsa arabasızdım bugün. Keyfime bakacaktım. Taksiciler evi biliyordu. Arabada sızıp evde uyanırdım.

Yavaş yavaş kalabalıklaşmaya başlamıştı mekan. Çoğunluğu gençler miydi, ben mi ihtiyarlamıştım. Tam o sırada sesini duydum. Geçmişten kopup gelen tanıdık bir ses gibiydi, ya da sarhoşluk başlamıştı. Dönüp arkama baktım.3 kız 1 erkek oturmuş neşe içinde sohbet ediyorlardı. Sanki hayat onlara değmemiş gibi. Sesi hariç tanıdık değildi. Kısa saçları, cıvıl cıvıl sesi, ışıldayan gözleri. Uzun zamandır hayatımda olan kadınlardan değildi.

Gözleri ne renkti hatırlamıyorum ancak derinliklerinde kayboluyorum gibi hissettim. Saniyeler süren bakışlar sonrasında önüme döndüm. Artık sızana kadar yolluk içmek için bahanem vardı.

Tek başımaydım. Bir parazit gibi sohbetlerine odaklanmıştım. Canımın sıkıntısı hafifliyordu. Resim yapıyormuş, keman çalmayı çok istermiş, çalışmaları için yeni ve biraz daha geniş eve taşınmak için bir arkadaş arıyormuş, yeni bir kitaba başlamış vs. Anlattıklarından bekar ve erkek arkadaşı yok sonucunu çıkarmıştım.

Sadece konuşalım, hatta yalnız sen konuş ben dinleyeyim, haftada bir akşam kalırım desem benimle ev tutar mıydı?

Sonra diğerleri karıştı sohbete. Moda, magazin. Sözcükler değil baloncuklar. Halbuki sussalar sadece o konuşsaydı, rakımın en güzel mezesi olsaydı sesi. Merak edip yine hafifçe döndüm. Göz göze geldik. Bakışlarımı kaçırdım, göğüslerine takılı kaldı gözlerim. Gözlerim ağrıyor bir damla süt damlat demek istedim o an. Yine ben oluyordum. Gözler ve ses bir kenarda duruyordu fakat tenim ayaklanmıştı sanki. Göğüslerine baktığımı anlamış ancak bakışlarını çekmemişti. Kızgın değildi. Anlamaya çalışıyordu.

Yine hayal alemindesin içkini iç defol dedim. Telefonu açtım. Biraz Zaytung okumak iyi gelecekti. Saat ne zaman 21.30 olmuştu. Akşamın yedisinden sonra kaç kadeh geçmişti.

Sırtım herkese dönük, sanki onlar suçlu bu yalnızlığımdan. Oyalanıyorum artık. Kalkmalarını bekliyorum. O an bende kalkıp tümden görmek istiyorum onu. Önce erkek kalktı yolum uzun diye izin isteyip. Sonra aynı anda kızlardan diğeri. Gizli aşıklar mı yoksa dedim. Buradan nereye gidecekler? Kendim sanıyordum galiba herkesi. Şimdi 2 kız daha sakin konuşuyorlardı parazit kulağımı besleyerek.

Bir hesaplama üzerine konuşuyorlardı. Bir sürü sayı böl, topla, çarp. Çıkarmayı severdim ben. Anlamı daha yüklü idi. Gayri ihtiyari bir sayı çıktı ağzımdan. Arkamda olduklarını unutmuş bana sorulmuş gibi. Bulmaya çalıştıkları sayı buydu. Kısa bir sessizlikten sonra “teşekkür ederim” dedi. “Bizden daha hızlı hesap makinesi kullanıyormuşsunuz.” Diye devam etti.

Güzel olduğunuz kadar küstahsınız da…..

Nasıl ağzımdan çıktığını bilmiyorum bu cümlenin. Gülümsüyordum bunu söylerken. İiyi olduğum nadir konulardandır sayılar, hesap makinesi kullanmadım dedim bahaneyle yüzümü onlara dönerek.

Yine göz göze geldik. Göğüslerine bakmadım bu sefer. Gözleri hapsetmişti gözlerimi. Hesaplamanın geri kalanı için yardım önerdim. Son mermi idi. Ya yanlarına oturacaktım ya da kalkıp gidecektim. Bir göz kırpmasında ibaret davet üzerine Truva atı gibi yanaştım masaya. Tanışma faslından sonra hesap kitaba geri döndük. Anlamsız ve hangi konuda olduğu umurumda değildi. Yanındaydım. Diğer kız aramızdaki elektriğin farkına varmış bunun şaşkınlığını yaşıyordu. Biblo gibi kızdı fakat cazibesi yoktu diğerinin. O yokmuş gibi davranıyordum zaten. Yoktu da, o kadar boş duruyordu.

32 yaşındaymış. Öğretmen bir ailenin 2 çocuğundan biri. Aydın’dan Bursa’ya üniversiteye, okul bitince İstanbul’a. Bir tekstil firmasında katalog vs işiyle meşgulmüş. Aslında keman çalmak istermiş. İnce hastalık dedim hayalimde keman çalan görüntüsüne. O konuşuyor ben anlattıklarını imbikten geçirip yudumluyordum. Ne kadar zaman olmuştu böyle cıvıl ses duymayalı.

İyi içiyordu. Masada bir büyük rakı bitmişti. Yolluklar servis ediliyordu peş peşe. Deniz,rakı,balık,klasik müzik, doğa. Her şeyden konuşuyorduk. Diğer kız sadece seyirci kalmıştı. Konuya dahil olmak için Özlem’in çok iyi bir ahçı olduğunu söyledi. Konu yemeklere, tatlara dönmüştü.

O kadar keyif alıyordum ki ne göğüsleri aklımdaydı ne teni. Mest olmuştum. Bir kadın değildi. Şems misali zihnimi, gönlümü açıyor, sesi ve neşesi çağlayarak yılların nasırlaştırdığı bentlerimde gedikler açıyordu. Sanki yıllar o kadar uzaklaşmamıştı. Gençtim hala.

Saat geç oldu kalkalım dedi birden diğer kız. Sahi adı neydi onun? Oyun kağıdından kule gibi yıkıldı her şey o anda. Ve yeniden kartlar dağıtıldı “ben daha tekila içeceğim” dediğinde Özlem. Adsız sıfatsız kız manalı bakışlarla kendine ayrılan süreyi tamamlayıp gitti.

İtirazıma rağmen hesaplarını kendileri ödedi. Dışarı çıkarken tuvalete uğradım. Gözlerim kızarmıştı. Karnım açtı. Bir şey yiyememiştim. Kapının önünde çay ve sigara içtik. Sokaklar bizim gibi insanlarla doluydu. Eve ya da başka mekana gitmek için koşturanlar, yitik zaman hırsızları. Refik’i geçtik. Sıra sıra dizili idi tekilacılar. Peş peşe içtik. Konuşmuyorduk, şu andan sonrasının bilinmezliği içinde. Durgunlaşmıştı sanki. Gözleri başka yerlere, geçmişe, pişmanlıklara mı bakıyordu? Elimi tuttu. Üşümüştü. Sımsıcak ellerim serinliğini emdi. “Viskili bira içmek istiyorum” dedi. Biraz ilerledik. Viskili biralar geldi. Sigaraların biri yanıyor biri sönüyordu. Ve Sezen Aksu’dan söylüyorduk “Gülümse” …

Kaç yaşındasın? İşimi ve bir sürü şeyi söylemiştim ancak o ana kadar yaşımı söylememiştim demek. Yarım Asır nerdeyse dedim. Beni istiyor musun? Şaşırmıştım. Bilmiyorum, yaşadıklarımız çok güzel bozulsun istemiyorum diye cevapladım soran gözlerine bakarak. Önce içkisinden sonra sigarasından içti. Sonra tekrar içki. Bardaklarımız boşalmıştı. Haydi yürüyelim biraz demesiyle yan yana yürümeye başladık sokaklarda. Gece yarısı olmak üzereydi. “Üşüdüm bana gidelim bira alıp.” 4 bira 1 fıstık. Taksiye bindik. 5-10 dakika geçmedi. Karmaşık ara sokaklardan tarifi ile ıssız bir sokakta dar bir apartman önündeydik.

Tek kişinin yürümesine ancak izin veren küf kokulu dar merdivenleri çıkarak en üst kata çıktık. Kapıyı açınca salon ve mutfak olarak kullanılan bir odaya girdik direkt. Kenarı ahşap kollu kırmızı-siyah 2 koltuk, 1 masa, 4 plastik sandalye badanasız odada yokluğun tablosundan çıkmış gibiydi. Ayaklı bir lambayı açtı ışığını kısarak. Yatak odası olduğunu tahmin ettiğim bir odaya girdi. Hüzünlü bir klasik müzik doldurdu yavaşça evi. Melankoli teslim aldı beni. Odanın havası ağırlaştı. Kalın bir eşofman takımı giymiş geldi yanıma. Biraları uzattı konuşmadan. Çakmakla açtım. Küllük getirip yanıma oturdu. Yola çıktığımızdan beri konuşmamıştık nerdeyse.

Müzik taşıyamayacağımız bir yük gibi çöktü üzerimize. Ağzımıza kilit vurmuştu. Yaylı çalgılar inliyordu. Ayrılıktan başka bir kelime gelmiyordu aklıma. Müzik bir ayrılık bestesi olmalıydı. Genç Werther’in Acıları. Puşkin. Dönersen Islık Çal. Zihnim bulanmaya başlamıştı. Bağlantısız şeyler geliyordu aklıma. Dizlerini koltuğa çekerek omzuma yaslandı. Gözleri kapalıydı. Uyuyacak diye düşündüm. Sessizce gidip kaybolacaktım biraları alarak.

Bir daha karşılaşırsak beni tanımazlıktan gel…. Mırıldanarak söylenen bu cümle içime oturmuştu. Bu gece bir rüya olarak kalacaktı. Tekrar konuşamayacaktık. Sustum. Ellerimle saçlarını okşadım. Sanki teşekkür ediyordum. Kötü başlayan bir akşam muhteşem bir anıya dönüşmüştü. Güneş doğunca zamanın külleri arasında yerini alacak olsa bile bir vaha olmuştu bu kısır günlerimde.

Elini boynuma dolayıp doğruldu. “İçelim, ağlayalım, gülelim, sevişelim.” Tekrar konuşmaya başlamıştı. Kardeşi, eski sevgilisi, hayalleri. Takip etmekte zorlanıyordum. Tuvalet nerde diye sordum anlamsızca. Sanki kapalı başka kapı varmış gibi. Daracık bir banyoya girdim. Başım dönüyordu. Kusmak istedim. Beceremedim. Yüzümü yıkayıp çıktım.

Annabel Lee. Yıllar öncesinden hayal meyal hatırladığım bir şiir duvarda asılıydı. Yanında kendi yaptığını düşündüğüm birkaç resim. Dönüp baktığımda koltuğa uzanmış gözleriyle beni izliyordu. Bakışlarımı gözlerinden ayırmadan yürüdüm yanına. Diz çöktüm. Dudakları aralandı. Hoyratça öpüşmeye başladık. Ellerim teninde gezmek için sabırsızlanıyordu. Sol elimi eşofmanın altından göğüslerine uzattım. Çıplaktı. Hoyratça avuçluyordum. Diğer elimi bacak arasına bastırarak kapana kıstırmıştım. Bu hamlemle dudaklarımı bırakıp kulağıma hafifçe inledi. Bittim. Hiç kıpırdamadan saatlerce avını beklemiş vahşi bir hayvana dönüştürmüştü beni bu inleme. Av pençelerime kadar gelmişti. Koltuğa çıktım. Dizlerimle bacaklarını ayırarak 2 bacağının arasından üzerine uzandım. Kulaklarını boynunu öpüyordum sıcak nefesimi üfleyerek. Giysisinin üstünü göğüslerine kadar sıyırmıştım. İri fındık tanesi koyu uçları birleştirip ikisini aynı anda emiyordum.

“Yatağa geçelim, burada rahat edemeyiz” demesiyle bir an kendime gelir gibi oldum. Ayağa kalkıp yatak odasına geçtik. 2 kapılı dolap, açık duran bir ütü masası. Kıyafetlerimi çıkarıp ütü masasına bırakırken onu seyrediyordum. Boyuna oranla biçimli ve beyaz bir vücut. Geniş ve çukurlu omuzlar. İnce sayılacak bir bel. Yuvarlak ve biçimli kalçalar. Greyfurt göğüsler. Aç bir kurt gibi girdim yatağa. Geldiğimizde nevresimleri değiştirmiş olmalıydı. Yastıklar ve yorgan deterjan kokuyordu, sertti. Teni artık soğuk değildi. Sevişmenin heyecanı kanını ısıtmıştı sanki. Tekrardan sarıldım vücuduna. Yan yatmıştık. Küçük dokunuşlarla birbirimizi öpüyorduk. Gözlerini, burnunun ucunu, dudaklarını, boynunu. Kulağını dilimi de kullanarak öperken kıvrandı bir an. Omuzlarının çukurunu dudaklarımla doldurdum. Sertliğim kaybolmamıştı. Bacaklarının arasında yerini alıp sürtünmeye başlamıştım. Sırayla göğüslerini emiyordum. Birden yorganı kenara atarak üstüme çıktı. Tam belimin üstüne. İki elimi de belimin yanlarında kavrayıp beni hareketsiz bıraktı. Kazık gibi olmuş ufaklığın üstüne oturdu. Sanki kalın bir parmağın üzerindeymiş gibi kendini ileri geri bana sürterek boynumu omuzlarımı öpmeye başladı. Ellerimi bırakarak tekrar öne eğildi. Biraz evvel koltukta hoyratça okşadığım göğüsler şimdi dudaklarımın ucundaydı. İki elimle dıştan bastırarak 2 ucu yan yana getirdim tekrar ikisini birden emmeye başladım. Sürtünmesi hızlandı ve ıslaklığının kasıklarıma ulaştığını hissettim. Orgazm mı olmuştu? Bedenini biraz geri çekerek minik fakat hırslı öpüşlerle göğüslerimden aşağı inmeye başladı. Kontrolü ele almıştı. Bir geyşa gibi bana zevk vermeye çalışıyordu. Önce sağlı sollu kasıklarımı öptü. İçim bir tuhaf oldu. Titredim bir an. Dudakları en mahrem yerimdeydi artık. Kısacık saçlarını kavrayıp bana yaşattığı o anlarda yüzünü seyrederken bundan haz aldığını anladım. Ellerimle biraz bana doğru çektim vücudunu. Tembellik zamanı değildi. Önce sağ elimin orta parmağımı soktum içine. Bir parmağımda klitorisi okşuyordu. Beli çukurlaştı bir an. Daha bir hırsla somurur gibi emmeye başladı beni. Sırılsıklamdı kadınlığı. Baldırlarından aşağı akıyordu. Yatağa yatar yatmaz içine girmeye can atan ben şimdi acele etmeden tadını çıkarıyordum hazzın. Sonra 2. Parmağı soktum içine. Ve hızlı hızlı sokup çıkarmaya başladım parmaklarımı. Bir an kasıldı. Parmaklarım mengeneye sıkışmıştı sanki. Ve sonra gevşedi bedeni. Tüm bu olanlar sırasında hiç bırakmamıştı beni ağzından, dudaklarından. Zevk girdabında gibiydim. Bacaklarına süzülen ıslaklığı ile başparmağımı ıslattım. Bu kadını bir daha görmeyecektim ve her yerine sahip olmak istiyordum.

Önce sadece değdirdim parmağımı arkasına. Ses çıkarmadı. Sonra biraz bastırdım. Gırtlağına değiyorum sandım. Öylesine kaybolmuştum ağzında. Zevk aldığını anlamıştım. Biraz daha bastırdım. Parmağın ilk boğumu arkasındaydı artık. Hiç zorlanmamıştı parmağım. Alışkındı demek bu afet. Kendiliğinden bedenini bana yaklaştırınca mesajı almıştım. Parmak tamamen arkasındaydı artık. Daha yeni tanıştığım ve bir daha görme olasılığımın olmadığı kadının aynı anda 3 yerinde idim. Parmaklarım grup seks partneri olmuştu. Parmaklarımı sokup çıkarmaya başladım. Çılgına dönmüştü. Somurur gibi emiyordu beni. Çağlayan gibi akıyordu ıslaklığı. Yine kasıldı. Dudakları yavaşladı. Öndeki parmaklarım yarı serbest olsa bile arkadaki hapsolmuştu. Tekrar gevşedi. Doğruldu. Bir sigara içmek istiyorum dedi. Kalakalmıştım. Yoksa gece bitti mi? Ayağa kalkıp sigaralarımızı getirdi. Yatağın yanında kül tablası vardı. Yatağın başlığına dayanmış sigaramı yakarken. Üzerime uzandı. “3 orgazm bir mola” dediğinde bunun sadece ara olduğunu anlamıştım.

Omzuma yasladı başını. Çırılçıplak üstümüz açık sigara içiyorduk. Üşümüyorduk. Konuşmaya başladı ben göğüsleriyle oynarken. “çok sabırlısın, her anından çok zevk aldım, dozajı artırarak sevişiyorsun, hele en sonunda aynı anda 3 erkekle beraberdim sanki” . Son cümleyi duyunca büyü bozuldu. Zevk aldığı doğru idi fakat 3 erkek tarafından becerildiğini hayal etmişti. Bir daha karşılaşmak istemediği için bu hayalini gerçekleştirmeye yardımcı olamayacaktım. Fakat onun yerine gecenin devamı onun için hunharca geçecekti.

Sigarasını elinden alıp söndürdüm. Birazda bu girsin ağzına diyerek kafasını aşağı bastırdım. Aynı zevkle başladı dudakları, ağzı. Kısa bir önce duygusal, sanatçı ruhlu dediğim kadının içinde saklı arzular su yüzüne çıkmıştı. Bir sigara yaktım. Ona uzattım. Kafasını kaldırıp bir nefes çekti ve devam etti dudakları bana zevk vermeye. Zevk alıyordum ancak hissizleşmiştim sanki. Üstüne otur dediğimde hepsi olmaz dedi. Sustum. Fakat dediğimi yaptı. Tek elini kullanarak üstüne oturmaya başladı. Hala çok ıslaktı. Zorlanmadan girmeye başlamıştım. Ancak eli hala benimkinin üzerinde idi. Hepsini almayacaktı. Hafifçe doğruldum. Elini çektim. Birden omuzlarına bastırarak vücudunu kasıklarıma kadar bastırdım.

Önce hafif bir inleme, sonra duraksama. Tamamen içinde olduğuma emin olunca yavaş yavaş hareketlenmeye başlamıştı. Gözleri parlıyordu. Dansöz gibi kıvraktı. Ben seyirciydim hala. Tek katkım göğüslerini okşamaktı. Bir de hala boşalmamış olmak. Aç bedenini doyuruyordu.

“Bana kötü kelimeler söyle, orospu de, seni sikeceğim de,” O söylüyor ben tekrar ediyordum. Ağzımdan çıkan her küfürde zevk iniltileri çıkıyordu ondan. Sonra hızlanmaya başladı. İnanılmaz şekilde hem inip çıkıyor hem sağa sola kıvırıyordu. Sanki içinde bir yerlere değiyordum. Zevkim artmıştı. Hafifçe doğruldum. Göğüsleri tenime değiyordu. Zorlukla emmeye çalıştım onları. Sırt üstü itip beni yatağa devirdi. Yine inip çıkmaya kıvırmaya başladı. Sanki bir kazığa oturmuş kurtulmaya çabalıyordu. Yüzünde ve göğüslerinin arasında ter damlaları birikmeye başlamıştı. Vücudumu tırmalayarak ve ısırarak yığıldı üzerime. Kısa bir süre hareketsiz kaldı. Sonra üzerimden kalkarak “kokteyl içelim” dedi. Yine şaşırtmıştı beni. Zihnimiz ve bedenimiz ayılmaya başlamıştı halbuki. Bir sürahiye bir sürü şişelerden bir şey doldurdu. Sürahiden de bardaklara. Sigaraları yaktık. Biraz önceki gibi yatıyorduk. Ben yatağın başlığına yaslanmışım o bana yaslanmış.

Yine konuşmaya başlamıştı. Hiç susmasın isteyen ben ağzı kapansın istiyordum bu sefer. Hem de benim arzu ettiğim şekilde, beni zevk içinde bırakarak. O ise devam ediyordu. “ hala boşalmadın. Zevk almıyor musun. Yaşına göre gayet iyisin”. Hangisi içimi kavuruyordu karıştırmıştım. İçtiğim ne olduğu belirsiz içkimi, sözleri mi. “Yaşına göre gayet iyisin.” Bizim prenses benden kaşar çıkmıştı. Bardağı kafama diktim. Tekrar doldurdu. Sarhoş olmalıydım. Hoyratça becerecektim onu. Hatta kusmalıyım tuvalete diye geçirdim içimden. Nasılsa bir daha görmeyecektim.

Bir sigara daha yaktım. Çok zevk almıştım doğru. Fakat bana bir dildo muamelesi yapmaya başlamıştı. O an aklıma henüz tadına bakmadığım bir yer kaldığı geldi. Evde kondom var mı diye sordum. O ana kadar kondomsuz seviştiğimiz için kendine kızarak çekmeceden bir tane çıkardı. Kenara bıraktım. Şimdi değil finale saklıyorum. Anlamamıştı. Arkana boşalacağım dedim. Bir benimkine baktı bir de yüzüme. “Ciddi misin?” Evet arkana boşalacağım dedim.

Gözleri parladı. “Doggy mi ?” Hayır karakucak. Birazdan görürsün dedim. Güldük. Ben haince O şehvetli. Yataktan kalkıp banyoya gitti. Hazırlık yapıyordu anlaşılan. Yatağın başlığına dik yaslanmıştım. Böyle rahat olmazdı. Biraz öne kaydım. Bende hazırdım.

Odaya gelince direkt oral sexe başladı. Anlaşılan zevk ve merak çok azdırmıştı. Sırayla dedim. Önce oral, sonra üstüne çıkacaksın, sonuncusunu ben ayarlayacağım. Biraz sonrasını düşünerek kudurmuş olsa gerek gecenin en iyi muamelesini yapıyordu. Her an ağzına patlayabilirdim.

Kafasını çektim. Kondomu takmalıydım yoksa boşalabilirdim. Yardımıyla taktım kondomu. O haliyle son bir kez ağzına alıp tek hamlede üstüne oturdu. Alışmıştı bedeni. Bir anda tamamen içindeydim. Kondom zevki azaltsa bile sertliğim yerindeydi. Yine yukarı aşağı inip çıkıyor ve çalkalıyordu. Boşalmayacaktım.

Son aşamaya gelmişti sıra. Şimdi arkana al dedim. Uzanıp bir krem aldı. Kendini kremledi. Tuvalete oturur gibi oturmaya başladı. Parmaktan olsa gerek rahat girmişti ilk birkaç santim. Sonra ellerini çekti ağır ağır oturmaya başladı. Acı ve zevk. Gözlerin hem acının hem de hazzın işaretlerini veriyordu.

Kalktı birden. Ne oluyor dememe kalmadan hem kendini hem kondomu kremledi. Bu sefer daha rahat giriyordum. Gözleri tavanda elleri belimde tekrar arkasına almaya başladı. Her milimi hissediyordum. Sonlarına doğru garip bir inilti çıktı ağzından. Tuttuğu nefesini bir anda bırakmıştı. Ve kalçalarının izin verdiği kadar içindeydim. Yırtar gibi içine girdiği için her milimi hissettiğine emindim. Ellerini dizlerime koy. Hafif geriye yaslan dedim. Dediğimi yaptı. Biraz daha rahat bir pozisyon olmuştu. Fakat yine de hareketsizdi. Hareket etmeye cesareti yoktu sanki. Yavaş yavaş ben hareket etmeye başladım. Elimle klitorisini okşuyordum. Hareketim ve okşanmak yetmişti ona. Şimdi arkasındaki kazığın üzerinde yavaşça gidip geliyordu inleyerek.

Elleri dizlerimde olduğu için sırtı hafif arkaya yatıktı. Benim omuzlarım ise hala yatağın başındaydı. Kendiliğinden oluşan bu pozisyon hareketlerimiz için iyi bir açı sağlıyor, sanki bir kızağın üzerinde gidip geliyordu. Vücut sıcaklığı kremi eritmiş olmalıydı. Her seferinde daha rahat hareket ediyordu. Yine küfretmemi istedi. Aklıma gelen hepsini saydım. Her birinde daha hızlandı. Sıra son kıyağa gelmişti. Rahata yakın bir şekilde gidip gelirken 2 parmağımı önüne soktum. İnledi hareketsiz kaldı bir an. Yukarı aşağı talimatıyla oturup kalkmaya başladı. Arkası ve önü doluydu. İnlemeye başladı. Aradaki deri parçası parmaklarımı hissetmeme engel değildi. Vücudunu yukarı çıkarırken önündeki parmaklarımı kapıyor, aşağı inerken açıyordum. Böylece zorlanıyordu aşağı inerken. Parmaklarım yorulmuştu. Açıp kapamayı bırakarak öndeki parmağı 3’e çıkardım. İkinci boğumlarına kadar sokmuştum. Böylece başparmağımla klitorisi ezebiliyordum.

Çıldırmıştı. Gözleri kapanmış, tüm vücudu ter içinde kalmıştı. Arkasına tamamen girdiğimde ve önüne ilk parmak soktuğumda boşalmıştı. Fantezisine baya yardımcı olmuştum. Bu sefer 2 deliğinden aynı anda becerilmişti. Bunu “ seni orospular gibi 2 deliğinden aynı anda sikiyorum. İçinde 2 yarak var sanki orospu” diye söylediğimde o an bunu hayal ettiğini biliyordum.

Arkası kremden dolayı hala ıslaktı fakat parmaklar yüzünden fazlaca akması nedeniyle önü kurumaya başlamıştı. Canının daha fazla yanmasını istemiyordum. Zevkim yarım kalırdı. Parmaklarımı önünden çıkarmamla rahatladı. Klitorisi 2 parmağımla ovuşturuyordum şimdi. Biraz doğruldu. Elimi çektirdi önünden. Bir elinin parmağını emerken, ağzında ıslattığı diğer elinin bir parmağını önüne sokuyordu. Arkasında benimki, önünde ve ağzında parmak. Hem beceriliyor hem mastürbasyon yapıyordu. Bu görüntü aklımı başımdan almıştı, üzerimde inip kalkması, kendini parmaklaması. Kalçalarını kasmaya başladığında gelmeye başladığını anladım. Kalçalarını ayırarak kendimi yukarı kaldırdım. Tamamen içindeydim. Öylece hareketsiz kaldım. O da hareket edemiyor garip bir inlemeyle sadece mastürbasyon yapabiliyordu. 2-3 saniye sürmedi. O kasılırken ben fışkırdım. Kasılmalarım arkasında zonklar gibiydi. Üzerime yığıldı tekrar. Çıkarmak istedi beni arkasından. Bekle biraz. Yumuşasın çıkartırım dedim. Hala ılık ılık akıyordum çünkü. Birkaç dakika sonra rahatlıkla çıktım.

Bu sefer ayaklanamamıştı. Bitap düşmüştü. Sigara bile içmedi. Her an uykuya dalabilirdi. Saate baktım. 4’ü geçmişti. Üzerimi giyinmeye başladım. Yakınlarda durak var mı diye sordum. Cevap yok. Sızmıştı. Ya da hemen gitmemi istiyordu. Sürahide kalan içkiyi bir bardağa doldurdum. Bardağı da alıp yola koyuldum.. Midem bulanıyordu. Okyanus gibiydi dedim. bazen durgun, bazen neşeli, bazen azgın. Ve vücudu balık gibiydi……..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir